9786256676459
886068
https://www.hesapli24.com/zamanin-kapisi
Zamanın Kapısı
10.23
Bu kitapta, kökleri sevgiyle sulanmış zeytin ağaçlarının gölgesinde oynayan, cömert portakal ağaçlarının altında hayal kuran çocuklar
var. Yedi kaynaktan su doldurmak, su kenarında dilekler tutmak için akşamdan sözleşen genç kızlar; mahalledeki teyzeler, nineler
var. Bilgelik üzerine kurulu sıcak anıların arasında, kesilen her dal için yüreğe dikilen bir fidan; tohumdan ağaca, acıdan şifaya
uzanan bir yol var. Öykülerdeki sözcükler ipe dizilen narçiçekleri kadar narin, cesur yürekli orman perileri kadar gözü pek
duygularla örülü.
Bu kitap, sadece şiir gibi öykülerle değil; Antakya'nın binlerce yıllık kültürel nefesiyle yoğruluyor. Öykülerde duyacağınız sesler,
medeniyetlerin harman olduğu, farklı dil ve inançların aynı sofrada buluştuğu, bereketin ve dayanışmanın kadim topraklarından
geliyor. Bu öykülerle Antakya'da insanın, sadece toprağı değil, umudu da ektiğini göreceksiniz.
Sibel Öğretmen, yağmurun coşkusunu, denizin dinginliğini, yeşillenen tohumun müjdesini bu toprakların kültürel ikliminde
harmanlayıp, her biri “armağan gibi” olan öykülere dönüştürüyor. Bugün, tam da böyle bir umuda, tam da böyle bir armağana
ihtiyacımız var.
Sibel Ulu Aşkar, öykülerini anlatmaya başlarken, “Tarihin elinde tuttuğu başak, elden ele dolaşıp çoğalmalıydı ve sahibine
ulaşmalıydı,” demiş ve o başağı sahibine emanet etmiş: Çocuklara. Daha şimdiden kitabın şiir gibi diliyle ve okuyan her çocuğun
kitapta kendisine ayrılan bölüme bezediği renklerle, başağın filizlendiğini, büyüdüğünü görüyorum. Başak, umuda; umut, tohuma;
tohum ise yepyeni bir ormana dönüşecek. Tıpkı anka kuşu gibi, tıpkı güzel Antakya gibi...
Prof. Dr. Şerife Yalçınkaya
Bu kitapta, kökleri sevgiyle sulanmış zeytin ağaçlarının gölgesinde oynayan, cömert portakal ağaçlarının altında hayal kuran çocuklar
var. Yedi kaynaktan su doldurmak, su kenarında dilekler tutmak için akşamdan sözleşen genç kızlar; mahalledeki teyzeler, nineler
var. Bilgelik üzerine kurulu sıcak anıların arasında, kesilen her dal için yüreğe dikilen bir fidan; tohumdan ağaca, acıdan şifaya
uzanan bir yol var. Öykülerdeki sözcükler ipe dizilen narçiçekleri kadar narin, cesur yürekli orman perileri kadar gözü pek
duygularla örülü.
Bu kitap, sadece şiir gibi öykülerle değil; Antakya'nın binlerce yıllık kültürel nefesiyle yoğruluyor. Öykülerde duyacağınız sesler,
medeniyetlerin harman olduğu, farklı dil ve inançların aynı sofrada buluştuğu, bereketin ve dayanışmanın kadim topraklarından
geliyor. Bu öykülerle Antakya'da insanın, sadece toprağı değil, umudu da ektiğini göreceksiniz.
Sibel Öğretmen, yağmurun coşkusunu, denizin dinginliğini, yeşillenen tohumun müjdesini bu toprakların kültürel ikliminde
harmanlayıp, her biri “armağan gibi” olan öykülere dönüştürüyor. Bugün, tam da böyle bir umuda, tam da böyle bir armağana
ihtiyacımız var.
Sibel Ulu Aşkar, öykülerini anlatmaya başlarken, “Tarihin elinde tuttuğu başak, elden ele dolaşıp çoğalmalıydı ve sahibine
ulaşmalıydı,” demiş ve o başağı sahibine emanet etmiş: Çocuklara. Daha şimdiden kitabın şiir gibi diliyle ve okuyan her çocuğun
kitapta kendisine ayrılan bölüme bezediği renklerle, başağın filizlendiğini, büyüdüğünü görüyorum. Başak, umuda; umut, tohuma;
tohum ise yepyeni bir ormana dönüşecek. Tıpkı anka kuşu gibi, tıpkı güzel Antakya gibi...
Prof. Dr. Şerife Yalçınkaya
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.