9786253836092
889300
https://www.hesapli24.com/osmanli-turklerinde-ilim-1
Osmanlı Türklerinde İlim
12.28
Eserimiz, Osmanlı Türklerinde bilimin 14. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar olan gelişimini ana hatlarıyla ele alır ve bu süreci, Arapça ve Farsça bilim geleneğinin bir devamı olarak değerlendirir. Yazar, “bilim” kavramının Osmanlı dünyasında bugünkü dar anlamından çok daha geniş bir içeriğe sahip olduğunu; din, hukuk, astroloji ve çeşitli geleneksel bilgi alanlarının da bu kapsamda değerlendirildiğini vurgular. Bu geniş ve ayrımsız anlayışın, düşünce hayatında durağanlığa yol açtığı; modern bilimin etkisiyle birlikte ise bu kavramın giderek daralıp daha belirli alanlara yöneldiği belirtilir.
Eserde, Osmanlı'da bilimsel faaliyetlerin özellikle medrese sistemi içinde şekillendiği, ancak bu kurumların daha çok dinî ve teorik alanlara ağırlık verdiği ifade edilir. İlk dönemlerde matematik, astronomi ve tıp gibi alanlarda sınırlı da olsa önemli isimler yetişmiş; Kadızâde-i Rûmî ve Hacı Paşa gibi bilginler bu çerçevede öne çıkmıştır. Bununla birlikte, bilimsel üretimin büyük ölçüde çeviri ve derleme niteliğinde kaldığı, özgün ve yöntemsel gelişmelerin sınırlı olduğu görülür. Fatih döneminde ise bilim ve felsefeye yönelik ilginin arttığı, farklı kültürlerden eserlerin saray çevresinde toplanarak daha canlı bir düşünce ortamı oluşturulduğu dikkat çeker.
Genel değerlendirmede kitap, Osmanlı'da pozitif bilimlerin uzun süre Antik Yunan'dan Doğu'ya aktarılan geleneksel çizgiyi aşamadığını, yeniliklerin ise daha çok dış etkilerle ve özellikle Batı'dan gelen yöntemlerle ortaya çıktığını savunur. 19. yüzyıla gelindiğinde modern bilimin Osmanlı'ya girişiyle birlikte köklü bir zihniyet değişimi yaşanmış, eski bilim anlayışı çözülmeye başlamıştır. Yazarın temel amacı, bu beş yüzyıllık süreçte Osmanlı'da bilim alanında nelerin gerçekleştiğini ve hangi alanlarda yetersizliklerin bulunduğunu nesnel bir biçimde ifade etmektir.
Eserimiz, Osmanlı Türklerinde bilimin 14. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar olan gelişimini ana hatlarıyla ele alır ve bu süreci, Arapça ve Farsça bilim geleneğinin bir devamı olarak değerlendirir. Yazar, “bilim” kavramının Osmanlı dünyasında bugünkü dar anlamından çok daha geniş bir içeriğe sahip olduğunu; din, hukuk, astroloji ve çeşitli geleneksel bilgi alanlarının da bu kapsamda değerlendirildiğini vurgular. Bu geniş ve ayrımsız anlayışın, düşünce hayatında durağanlığa yol açtığı; modern bilimin etkisiyle birlikte ise bu kavramın giderek daralıp daha belirli alanlara yöneldiği belirtilir.
Eserde, Osmanlı'da bilimsel faaliyetlerin özellikle medrese sistemi içinde şekillendiği, ancak bu kurumların daha çok dinî ve teorik alanlara ağırlık verdiği ifade edilir. İlk dönemlerde matematik, astronomi ve tıp gibi alanlarda sınırlı da olsa önemli isimler yetişmiş; Kadızâde-i Rûmî ve Hacı Paşa gibi bilginler bu çerçevede öne çıkmıştır. Bununla birlikte, bilimsel üretimin büyük ölçüde çeviri ve derleme niteliğinde kaldığı, özgün ve yöntemsel gelişmelerin sınırlı olduğu görülür. Fatih döneminde ise bilim ve felsefeye yönelik ilginin arttığı, farklı kültürlerden eserlerin saray çevresinde toplanarak daha canlı bir düşünce ortamı oluşturulduğu dikkat çeker.
Genel değerlendirmede kitap, Osmanlı'da pozitif bilimlerin uzun süre Antik Yunan'dan Doğu'ya aktarılan geleneksel çizgiyi aşamadığını, yeniliklerin ise daha çok dış etkilerle ve özellikle Batı'dan gelen yöntemlerle ortaya çıktığını savunur. 19. yüzyıla gelindiğinde modern bilimin Osmanlı'ya girişiyle birlikte köklü bir zihniyet değişimi yaşanmış, eski bilim anlayışı çözülmeye başlamıştır. Yazarın temel amacı, bu beş yüzyıllık süreçte Osmanlı'da bilim alanında nelerin gerçekleştiğini ve hangi alanlarda yetersizliklerin bulunduğunu nesnel bir biçimde ifade etmektir.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.