9786256586475
885642
https://www.hesapli24.com/mekani-yeniden-dusunmek-sosyal-bilimlerde-mekansal-donus-imkanlar-ve-elestirel-perspektifler
Mekânı Yeniden Düşünmek: Sosyal Bilimlerde Mekânsal Dönüş, İmkânlar ve Eleştirel Perspektifler
10.32
Var olan her şeyin mutlaka bir yerde var olması gerekir, çünkü ne yeryüzünde ne de gökyüzünde bir yere sahip
olmayan şey, hiçbir şeydir. Platon, Timaeos, 52b–c
Mekân çoğu kez arızi addedilmiş, olan bitenin arka planı olarak düşünülegelmiştir. “Hemen orada”, “olduğu gibi”,
“göründüğü gibi”, “bilindiği gibi” apaçık, göz önünde, aşikâr ve dolaysız… Zaman ise mevcudiyeti izlere münhasır,
metaforik ve anlam yüklemeye müsait, efsunlu ve gizemli kabul edilmiştir. Bu bahiste mekân şiir, mit, anlatı
yoksunudur. “Üzerine düşünülen” değil, “üzerinde düşünülen”dir. Aşinalıkla pekişen bu sessizleşme, mekânı
kendiliğinden ve tali kılan doğallaştırıcı mantığın bir tezahürüdür. Tarihsel ilerleme ve değişim anlatıları
düşüncenin merkezini işgal ederken, mekân toplumsalla ilişkisinde namünfail bir konuma sabitlenmiştir. Bu
durum, basit bir ihmalden çok, modernitenin zaman-merkezli tahayyülünün farklı düşünce biçimlerine nüfuz
ederek mekânın taşıdığı onto-politik imkânları sınırlayan bir nizam kurmasıyla ve aynı zamanda neyin duyulur,
neyin görünür, neyin doğal sayılacağının düzenlendiği daha geniş bir algısal ve politik rejimin tahkimi ile ilgilidir.
Bu bağlamda “mekânsal dönüş”, bir teori değişiminden çok daha fazlasıdır. Düşüncenin kendi alışkanlıklarıyla
karşılaşması, sınırlarını yoklaması ve kendini yeniden kurmasıdır. Tam da bu noktada elinizdeki çalışma,
mekânsal dönüşü sosyal bilimlerin farklı düşünce gelenekleri içinde biriken gerilimlerin ve açılan çatlakların
kesişiminde ortaya çıkan bir yüzleşme olarak kavrar ve mekânın verili kabullerini yerinden eden işbu çatlaklara
odaklanır. Çalışma, mekânın bedensel deneyimle, iktidarla, gündelik pratiklerle ve temsil biçimleriyle nasıl iç içe
geçtiğini tartışarak düşüncenin kurucu topolojisi içinde izini sürer ve son tahlilde sosyal teorinin dünyaya baktığı
pencereyi yeniden aralamayı dener.
Var olan her şeyin mutlaka bir yerde var olması gerekir, çünkü ne yeryüzünde ne de gökyüzünde bir yere sahip
olmayan şey, hiçbir şeydir. Platon, Timaeos, 52b–c
Mekân çoğu kez arızi addedilmiş, olan bitenin arka planı olarak düşünülegelmiştir. “Hemen orada”, “olduğu gibi”,
“göründüğü gibi”, “bilindiği gibi” apaçık, göz önünde, aşikâr ve dolaysız… Zaman ise mevcudiyeti izlere münhasır,
metaforik ve anlam yüklemeye müsait, efsunlu ve gizemli kabul edilmiştir. Bu bahiste mekân şiir, mit, anlatı
yoksunudur. “Üzerine düşünülen” değil, “üzerinde düşünülen”dir. Aşinalıkla pekişen bu sessizleşme, mekânı
kendiliğinden ve tali kılan doğallaştırıcı mantığın bir tezahürüdür. Tarihsel ilerleme ve değişim anlatıları
düşüncenin merkezini işgal ederken, mekân toplumsalla ilişkisinde namünfail bir konuma sabitlenmiştir. Bu
durum, basit bir ihmalden çok, modernitenin zaman-merkezli tahayyülünün farklı düşünce biçimlerine nüfuz
ederek mekânın taşıdığı onto-politik imkânları sınırlayan bir nizam kurmasıyla ve aynı zamanda neyin duyulur,
neyin görünür, neyin doğal sayılacağının düzenlendiği daha geniş bir algısal ve politik rejimin tahkimi ile ilgilidir.
Bu bağlamda “mekânsal dönüş”, bir teori değişiminden çok daha fazlasıdır. Düşüncenin kendi alışkanlıklarıyla
karşılaşması, sınırlarını yoklaması ve kendini yeniden kurmasıdır. Tam da bu noktada elinizdeki çalışma,
mekânsal dönüşü sosyal bilimlerin farklı düşünce gelenekleri içinde biriken gerilimlerin ve açılan çatlakların
kesişiminde ortaya çıkan bir yüzleşme olarak kavrar ve mekânın verili kabullerini yerinden eden işbu çatlaklara
odaklanır. Çalışma, mekânın bedensel deneyimle, iktidarla, gündelik pratiklerle ve temsil biçimleriyle nasıl iç içe
geçtiğini tartışarak düşüncenin kurucu topolojisi içinde izini sürer ve son tahlilde sosyal teorinin dünyaya baktığı
pencereyi yeniden aralamayı dener.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.