2770000057103
882182
https://www.hesapli24.com/lgbti-kultur-yasam-dergisi-sayi-206-perperisan
LGBTİ Kültür - Yaşam Dergisi Sayı: 206 – Perperişan
8.00
“Perperişan” dosyamızla merhaba. Mabel Matiz'in sansürlenen şarkısından ilhamla hazırladığımız bu
sayıda, içimize de sinen ahlakçılık ve muhafazakarlığı sorguluyoruz.
Biz dosyayı hazırlarken, 11 Yargı Paketi'nin taslağı düştü önümüze. LGBTİ+'ları hapse atmayı ve
transların cinsiyet uyum ameliyatı yaşını 25'e çıkarmayı hedefleyen bu tasarı; LGBTİ+ hareketinin yoğun
direnişi sonucu şimdilik geri çekildi.
Tam da bu “şimdilik”ten hareket ederek, bir sonraki sayımızda “Yeni Bir Yer” temasıyla mücadelenin
geleceğini, hayallerimizi, arzularımızı, nasıl bir dünyada yaşamak istediğimizi tartışmaya açmak istiyoruz.
Yazılarınızı her zaman olduğu gibi editor@kaosgl.org adresine bekliyoruz.
Gelelim elinizde tuttuğunuz sayıya. Dosyamız, Yıldız Tar'ın muhafazakarlaşmayı tartışmaya açtığı çerçeve
yazısıyla açılıyor. Tar'ın hemen ardından Remzi Altunpolat, genel ahlakın hukuki inşasını, LGBTİ+
düşmanı yasa tasarısı örneği üzerinden tartışmaya açıyor: Kurucu şiddete karşı kurucu özgürlük mümkün
mü? Yıldız Taghızade, toplumsal cinsiyet karşıtlığı sayımızda başlattığı faşizm tartışmasını nefret yasası
bağlamında genişletiyor. Taghızade, faşizm bir kez kurumsallaştı mı bundan kimsenin kurtulamayacağını
hatırlatıyor.
Aksu Bora, dosyamızda ilham aldığımız Mabel'in “Karakol”u üzerinden güvenlikçi politikaları ve içimizi,
bizi sorguluyor; “ayna dünya”nın yalnızca karşımızda gördüklerimiz olmadığını vurguluyor. Karin
Karakaşlı, aynı tartışmaya “edebiyat ve tekmil sanat” üzerinden dahil oluyor, “muhaliflik terbiyesi”nden
bahsediyor. Celal Gündoğdu ise, “içselleştirilmiş ahlakçılık” üzerinden çuvaldızı kendimize batırıyor.
Aile Yılı logosundan başladığı yazısında Batıkan Erkoç, siyasal iktidarın daha yargı paketi geçmeden
adeta uygulamaya koyduğunu ama LGBTİ+'ları “Perperişan” edemediğini söylüyor. Mahmut Şeren,
sansürün yarattığı “erteleme”nin ne anlama geldiğini ortaya koyarken; Mehtap Erdem, “ama”ların
ardındaki karanlığa ışık tutuyor: Mağdurdan mükemmellik beklenir mi?
Çağrı Odabaşı, kırılmanın her zaman da kötü bir şey olmayabileceğini söylüyor ve dağılmanın içindeki
direnişe bakmaya davet ediyor. Bilge Yerli ise kaybettiği arkadaşı Su'nun hatırasına sığınarak, perişan
mekanlara bakış atıyor. Ali Can, ahlaki manipülasyon aracılığıyla heteronormatif kültürel hegemonyanın
nasıl yeniden üretildiğini aktarıyor.
Sinan Ünal, Aile Yılı'nı heterodoks pratiklerin inşası bağlamında okuyor; habitus ve doksa kavramları
ışığında görünürlük mücadelesine değiniyor. Öykü Ay, ekofeminist bir perspektifle arzu ve onarımın
imkanlarını tartışıyor. Dosyamızın son yazısında Furkan Y. ise, The Children's Hour filmi ışığında ahlaki
panik olgusunu tartışırken; “sessizliğin suçuna” dikkat çekiyor.
Güncel sayfalarda, Oğuz Erışık çevirisiyle Chaaz Quigley, Filistin'in silinen kuir hafızasını geri
kazanmanın imkanlarını ortaya seriyor. Suay Yüksel'in Umami Yayınları'ndan Seçil Epik'le söyleşisi; kuir
yayıncılığın sessizleştiği dönemlerde bile nasıl direngen olduğuna dikkat çekiyor. Kapak ve umumda
eserlerine yer verdiğimiz Can Akgümüş ise, Oğulcan Özgenç'in söyleşisinde sanat ve iktidar ilişkisini ele
alıyor. Muhammet Fatih Doğan, Türk eğitim sisteminde heteronormativite bağlamında LGBTQ+
öğretmenlerin deneyimleri ve hayatta kalma stratejilerini aktarıyor.
Dergimizin kapanışı ise bundan seneler önceki bir başka sansür hikayesi… Şebnem İşigüzel, sansürlenen
Hanene Ay Doğacak kitabını hatırlatarak; sansür döngüsünü kıran güçlü bir mesajı dergimizle paylaştı.
Bir sonraki sayımızda görüşene kadar, umutlu günler dileriz…
“Perperişan” dosyamızla merhaba. Mabel Matiz'in sansürlenen şarkısından ilhamla hazırladığımız bu
sayıda, içimize de sinen ahlakçılık ve muhafazakarlığı sorguluyoruz.
Biz dosyayı hazırlarken, 11 Yargı Paketi'nin taslağı düştü önümüze. LGBTİ+'ları hapse atmayı ve
transların cinsiyet uyum ameliyatı yaşını 25'e çıkarmayı hedefleyen bu tasarı; LGBTİ+ hareketinin yoğun
direnişi sonucu şimdilik geri çekildi.
Tam da bu “şimdilik”ten hareket ederek, bir sonraki sayımızda “Yeni Bir Yer” temasıyla mücadelenin
geleceğini, hayallerimizi, arzularımızı, nasıl bir dünyada yaşamak istediğimizi tartışmaya açmak istiyoruz.
Yazılarınızı her zaman olduğu gibi editor@kaosgl.org adresine bekliyoruz.
Gelelim elinizde tuttuğunuz sayıya. Dosyamız, Yıldız Tar'ın muhafazakarlaşmayı tartışmaya açtığı çerçeve
yazısıyla açılıyor. Tar'ın hemen ardından Remzi Altunpolat, genel ahlakın hukuki inşasını, LGBTİ+
düşmanı yasa tasarısı örneği üzerinden tartışmaya açıyor: Kurucu şiddete karşı kurucu özgürlük mümkün
mü? Yıldız Taghızade, toplumsal cinsiyet karşıtlığı sayımızda başlattığı faşizm tartışmasını nefret yasası
bağlamında genişletiyor. Taghızade, faşizm bir kez kurumsallaştı mı bundan kimsenin kurtulamayacağını
hatırlatıyor.
Aksu Bora, dosyamızda ilham aldığımız Mabel'in “Karakol”u üzerinden güvenlikçi politikaları ve içimizi,
bizi sorguluyor; “ayna dünya”nın yalnızca karşımızda gördüklerimiz olmadığını vurguluyor. Karin
Karakaşlı, aynı tartışmaya “edebiyat ve tekmil sanat” üzerinden dahil oluyor, “muhaliflik terbiyesi”nden
bahsediyor. Celal Gündoğdu ise, “içselleştirilmiş ahlakçılık” üzerinden çuvaldızı kendimize batırıyor.
Aile Yılı logosundan başladığı yazısında Batıkan Erkoç, siyasal iktidarın daha yargı paketi geçmeden
adeta uygulamaya koyduğunu ama LGBTİ+'ları “Perperişan” edemediğini söylüyor. Mahmut Şeren,
sansürün yarattığı “erteleme”nin ne anlama geldiğini ortaya koyarken; Mehtap Erdem, “ama”ların
ardındaki karanlığa ışık tutuyor: Mağdurdan mükemmellik beklenir mi?
Çağrı Odabaşı, kırılmanın her zaman da kötü bir şey olmayabileceğini söylüyor ve dağılmanın içindeki
direnişe bakmaya davet ediyor. Bilge Yerli ise kaybettiği arkadaşı Su'nun hatırasına sığınarak, perişan
mekanlara bakış atıyor. Ali Can, ahlaki manipülasyon aracılığıyla heteronormatif kültürel hegemonyanın
nasıl yeniden üretildiğini aktarıyor.
Sinan Ünal, Aile Yılı'nı heterodoks pratiklerin inşası bağlamında okuyor; habitus ve doksa kavramları
ışığında görünürlük mücadelesine değiniyor. Öykü Ay, ekofeminist bir perspektifle arzu ve onarımın
imkanlarını tartışıyor. Dosyamızın son yazısında Furkan Y. ise, The Children's Hour filmi ışığında ahlaki
panik olgusunu tartışırken; “sessizliğin suçuna” dikkat çekiyor.
Güncel sayfalarda, Oğuz Erışık çevirisiyle Chaaz Quigley, Filistin'in silinen kuir hafızasını geri
kazanmanın imkanlarını ortaya seriyor. Suay Yüksel'in Umami Yayınları'ndan Seçil Epik'le söyleşisi; kuir
yayıncılığın sessizleştiği dönemlerde bile nasıl direngen olduğuna dikkat çekiyor. Kapak ve umumda
eserlerine yer verdiğimiz Can Akgümüş ise, Oğulcan Özgenç'in söyleşisinde sanat ve iktidar ilişkisini ele
alıyor. Muhammet Fatih Doğan, Türk eğitim sisteminde heteronormativite bağlamında LGBTQ+
öğretmenlerin deneyimleri ve hayatta kalma stratejilerini aktarıyor.
Dergimizin kapanışı ise bundan seneler önceki bir başka sansür hikayesi… Şebnem İşigüzel, sansürlenen
Hanene Ay Doğacak kitabını hatırlatarak; sansür döngüsünü kıran güçlü bir mesajı dergimizle paylaştı.
Bir sonraki sayımızda görüşene kadar, umutlu günler dileriz…
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.