Göçtü Kervan Kaldık Dağlar Başında

Stok Kodu:
9799758456207
Boyut:
130-210-0
Sayfa Sayısı:
144
Basım Yeri:
İstanbul
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2001-11-01
Kapak Türü:
Karton
Kağıt Türü:
2.Hamur
Dili:
Türkçe
8,00
9799758456207
632296
Göçtü Kervan Kaldık Dağlar Başında
Göçtü Kervan Kaldık Dağlar Başında
8.00
Yürüyorduk… Bir yol vardı, yürünecek.. Kolay olanıydı şimdiye kadar geride bıraktığımız mesafe. Yanımdaki adamı görmedim dururken. “Yürüyeceğiz…” diyordu. Ben bunu ayaklarımız kırılsa da yürüyeceğiz diye algılıyordum. Kemiklerimiz sızlayıncaya, etimiz sarkana, yüreğimiz yeter diyene kadar değil, yol aldıkça yürüyecektik. Kaç zamandır yürüdük böyle! “Zaman durup bizi seyreder bilmez misin? Bu zamanın doğuşuyla değil, insanın doğuyla başladı” demişti, yanımdaki adam. Zaman durdu, biz yürüdük. Bekliyorduk… Onlar yola vurmuşlardı canlarını. Kiminki daha kolaydı? Giden mi kalan mı daha zorda, sormuyorduk. Kanayan bir yaranın sızlayan yerine oturup, doymak bilmeyen bebelerini emziriyorlardı kadınlar. Aç doyurulup, tok yatırılınca başlıyordu sızının en çürüğü. Beklemeye duruyordu toprağı kurumuş tarlalar. Susuzluk neydi? Gidenlerden geriye kalan bir karabasan gibi çöken vehimler miydi yoksa? Kadınlarımız biliyordu onu. Zaman bir tarafta, biz öteki tarafta durduk ve yürüyenlerin ayak seslerini bekledik bu ses vermeyen çöl kumlarının acımasız sıcağında. Beklemek çöldü.
Yürüyorduk… Bir yol vardı, yürünecek.. Kolay olanıydı şimdiye kadar geride bıraktığımız mesafe. Yanımdaki adamı görmedim dururken. “Yürüyeceğiz…” diyordu. Ben bunu ayaklarımız kırılsa da yürüyeceğiz diye algılıyordum. Kemiklerimiz sızlayıncaya, etimiz sarkana, yüreğimiz yeter diyene kadar değil, yol aldıkça yürüyecektik. Kaç zamandır yürüdük böyle! “Zaman durup bizi seyreder bilmez misin? Bu zamanın doğuşuyla değil, insanın doğuyla başladı” demişti, yanımdaki adam. Zaman durdu, biz yürüdük. Bekliyorduk… Onlar yola vurmuşlardı canlarını. Kiminki daha kolaydı? Giden mi kalan mı daha zorda, sormuyorduk. Kanayan bir yaranın sızlayan yerine oturup, doymak bilmeyen bebelerini emziriyorlardı kadınlar. Aç doyurulup, tok yatırılınca başlıyordu sızının en çürüğü. Beklemeye duruyordu toprağı kurumuş tarlalar. Susuzluk neydi? Gidenlerden geriye kalan bir karabasan gibi çöken vehimler miydi yoksa? Kadınlarımız biliyordu onu. Zaman bir tarafta, biz öteki tarafta durduk ve yürüyenlerin ayak seslerini bekledik bu ses vermeyen çöl kumlarının acımasız sıcağında. Beklemek çöldü.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat