9786255624697
885961
https://www.hesapli24.com/burada-zaman-oldu
Burada Zaman Öldü
10.34
Burada Zaman Öldü
…Ansızın o nezaket tiyatrosunun perdeleri yırtıldı ve sahte sahneler üzerime çullandı. Az önceki zoraki kibarlık, yerini bir kadavrayı sürükleyen kasapların hoyratlığına bırakmıştı. Yaka paça fırlatıldığım o küçük hücrenin zemininde, betonun dişlerimi sızlatan soğukluğuyla yüzleşirken; asıl filmin şimdi başladığını anladım. Başımı kaldırdığımda gördüğüm şey bir oda değildi; zamanın öldürücü bir iltihap gibi biriktiği, çürümüş bir varoluşun sessiz sahnesiydi.
Odanın merkezinde, paslanmış bir ranzanın kıyısına tünemiş bir kadın duruyordu. Bir insandan ziyade; kederin ete kemiğe bürünmüş, somutlaşmış bir heykeliydi bu. Bakışlarında dibi görünmeyen bir kuyunun o mutlak ve yutucu karanlığı vardı. Gözleri kapıya, özgürlüğe ya da bir ışık sızıntısına değil; doğrudan kendi ruhunun en ücra, en kanlı koridorlarına dikilmişti. Beni fark edip etmediğinden, varlığımla o odanın ağır atmosferinde zerre kadar bir kıpırtı yaratıp yaratmadığımdan bile emin değildim.
Dağınık saçları ve bakımsız yüzü bir sonun ilanı gibiydi: Dış dünyayla tüm köprüler havaya uçmuş, zaman akmayı reddetmiş ve geriye sadece birbiri üzerine binen o simsiyah, karanlık tortular kalmıştı.
Burada Zaman Öldü
…Ansızın o nezaket tiyatrosunun perdeleri yırtıldı ve sahte sahneler üzerime çullandı. Az önceki zoraki kibarlık, yerini bir kadavrayı sürükleyen kasapların hoyratlığına bırakmıştı. Yaka paça fırlatıldığım o küçük hücrenin zemininde, betonun dişlerimi sızlatan soğukluğuyla yüzleşirken; asıl filmin şimdi başladığını anladım. Başımı kaldırdığımda gördüğüm şey bir oda değildi; zamanın öldürücü bir iltihap gibi biriktiği, çürümüş bir varoluşun sessiz sahnesiydi.
Odanın merkezinde, paslanmış bir ranzanın kıyısına tünemiş bir kadın duruyordu. Bir insandan ziyade; kederin ete kemiğe bürünmüş, somutlaşmış bir heykeliydi bu. Bakışlarında dibi görünmeyen bir kuyunun o mutlak ve yutucu karanlığı vardı. Gözleri kapıya, özgürlüğe ya da bir ışık sızıntısına değil; doğrudan kendi ruhunun en ücra, en kanlı koridorlarına dikilmişti. Beni fark edip etmediğinden, varlığımla o odanın ağır atmosferinde zerre kadar bir kıpırtı yaratıp yaratmadığımdan bile emin değildim.
Dağınık saçları ve bakımsız yüzü bir sonun ilanı gibiydi: Dış dünyayla tüm köprüler havaya uçmuş, zaman akmayı reddetmiş ve geriye sadece birbiri üzerine binen o simsiyah, karanlık tortular kalmıştı.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.